?>

Akciğer Kanseri Tanısı

Akciğer Kanseri Tanısı

Akciğer kanseri tanısı için, akciğer kanseri belirtilerinden birini veya birkaçını ( uzun süredir devam eden öksürük, hırıltılı solunum, kanlı balgam, vs. gibi) kendinde farkeden kişilerin bir Göğüs Hastalıkları uzmanına başvurması gerekir. Birçok akciğer kanseri vakası, hastalık ilerlemeden belirti göstermez. Ancak hastalık, bazı hastalarda erken dönemde teşhis edilebilmektedir.

Akciğer kanseri, genellikle yakın bölgelerdeki lenf bezlerine ya da başka organlara sıçradıktan sonra belirti verir. Bu da hastaların sadece % 15′ lik bir kısmına erken teşhis konulabilmesine yol açmaktadır. Erken tanı genel olarak başka bir hastalığın araştırılması sırasında yapılabilmektedir.

Akciğer Kanserinde Erken Teşhis İçin, Risk Altındaki Kişiler Belirtilerin Meydana Gelmesini Beklememeli! Peki Kimler Risk Altında?

 Akciğer kanseri, belirti vermeden, sinsice ilerleyen bir hastalıktır. Bu sebeple risk altında olan yani, 55-74 yaş aralığındaki, günde iki paket veya daha fazla sigara içen veya ailede 50 yaş öncesinde kanser olmuş yakınları olan kişilerin Göğüs Hastalıkları uzmanına başvurmaları gerekir.

Risk altında olan diğer kişiler ise tüberküloz, kronik bronşit gibi bazı akciğer hastalıklarını geçirenler ve pasif içicilerdir. Akciğer kanseri olan kadınların % 65’i pasif içicidir. Bu sebeple sigara kullanmasalar da sürekli olarak sigara dumanına maruz kalan kişiler bu konuda bilinçlenmelidir.

Hastalığın henüz belirti vermediği evrede risk altındaki bu kişilere yapılacak tarama testleri hayat kurtarabilir.  Tarama amaçlı olarak uzun yıllardır iki yöntem kullanılmaktadır: Akciğer grafisi ve balgam sitolojisi( balgamda kanser bulgularının araştırılması için yapılan mikroskobik yöntem).

Fakat bunlar tanı değeri çok düşük yöntemlerdir. Başvurulan bir diğer yöntem ise bilgisayarlı akciğer tomografisidir. Yine bir diğer yöntem de, bronş hücrelerindeki DNA değişimlerini tespit edebilen testlerdir. Fakat bu yöntemlerin hiçbiri, kesin başarı elde edilemediği için rutin olarak uygulanan yöntemler değildir.

Akciğer grafisi veya akciğer tomografisi çekildiğinde bir lezyon saptanırsa kesin tanı için bronkoskopi yöntemi uygulanır. Bronkoskopi, ışıklı, ince, bükülebilir, ucuna kamera yerleştirilmiş bir tüple akciğerden toplu iğne kadar parça alma yöntemidir. Bu işleme biyopsi denir. Bronkoskopi ile tanı konulamazsa, bilgisayarlı tomografi eşliğinde iğne biyopsisi yapılır.

Akciğer etrafındaki zarın yaprakları arasında sıvı birikimi olmuşsa, iğne ile göğüs duvarından girilerek örnek alınır. Bu işleme torasentez adı verilir.

Alınan örnekler patoloji kliniğinde incelenir ve kesin teşhis konur. Bazı hastalarda biyopsi, tanı için yeterli olmayabilir . Bu durumda cerrahi işleme başvurulur (torakotomi).

Halk arasında biyopsi yapılan hastaların fazla yaşamadığı şeklinde bir söylenti dolaşmaktadır. Oysa ki biyopsi hastalığın ilerlemesine yol açmayan, sadece tanı koyulmasını sağlayan bir yöntemdir .

Akciğer kanseri tanısı koyulduktan sonra hastalığın hangi evreye geldiğinin tanısı koyulmalıdır. Doğru ve zamanında tedavi uygulanabilmesi için bu tespit gereklidir. Akciğer kanseri 4 ana evreden oluşur. Hangi evrede olduğunun saptanması için beyin veya karına yönelik bilgisayarlı tomografi, kemik taraması, PET ( Pozitron Emisyon Tomografisi) gibi tetkikler yapılır. Bazen cerrahi işlem de gerekli olabilir.

Görüldüğü gibi tıp, akciğer kanseri tanısı konusunda günden güne ilerlemektedir. Buna rağmen hiçbir yöntem, erken teşhis kadar hayat kurtarıcı değildir.

Yorumlar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir